Olan bitenler, belirsizlikler, yapmam gerekenler, olmak istediğim yerler, çaresizlik hissi, her şeyin mutlaka yoluna gireceğini bilmek, sabırsızlıkla beklemek… Bazen her şey öyle üst üste geliyor ki zaman zaman kendi dünyamda minik bir OHAL ilan edip ipleri yeniden ele alma ihtiyacı duyuyorum. Halatları sıkıca kavrayıp koca vapuru iskeleye bağlamak, denizle dalgalansa da iskelede olduğundan emin olmak istiyorum.
Böyle hissettiğim zamanlarda hemen bir acil durum planı yapıyorum. Kontrol edebileceklerimi ve edemeyeceklerimi ayırmakla başlıyorum işe. İşlerin kontrol edebildiğim kadarının verdiği güç, kontrol edemediğim kısma sabır göstermeme yetiyor. Etraf kırmızı kırmızı yanıp sönmeye başladığında derin bir nefes alıyorum ve birkaç spesifik tecrübe sonucu oluşturduğum planımı hemen uygulamaya koyuyorum.

ACİL DURUM PLANI

  1. Acil durum planımın ilk maddesi yalnızca hayatta kalmak. Sorumlulukları minimize etmek -ama asla yok saymak değil. Sorumsuzluğun sırtıma yükleyeceği strese hiç ihtiyacım yok.

  2. Ardından bir varış noktası belirliyorum: Ne kadar süreli bir acil durum planı bu? Eğer bir hafta-on günse bütün kurs, diyet, ekstra çalışma gibi planlarımı erteliyorum. Onların yerine minik bir kafa tatili hissi yaratacak hafif bir okuma veya izleme planı yapıyorum. Yok, eğer birkaç ay sürecekse ekstra çalışmalara minimum düzeyde devam ediyorum, yalnızca üzerinde kafa yormuyorum (Ukulele dersini ekmemek ama boş zamanlarda başka şarkılar çalmaya çalışmayı iptal etmek gibi). Derse katıldığım müddetçe acil durumun bana mal ettiklerini düşünüp üzülmüyorum, ip gevşese de hâlâ elimde olduğunu hissediyorum.

  3. Bir acil durum rutini oturtuyorum. Eskiden bu sabaha kadar oturup işleri halledip öğlene kadar huzur içinde, mışıl mışıl uyumaktı. Şimdi, (Çin çalışma sistemiyle tanışmamla) erkenden zınk diye kalkıyorum, favori öğünüm kahvaltıya zaman ayırıyorum ve ardından ya hak deyip kolları sıvıyorum. Gece olduğunda mışıl mışıl uyuyabileceğim kadar çalışıyorum (asla fazlası değil, azı hiç değil), ve akşam bana kalıyor. Yine şartlara göre akşamlarımı da planlıyorum. Planlı olmak, rutin kafamdaki kaosu daha çözülebilir ve sevimli gösteriyor, beni hafifletiyor.

  4. Burada başka bir sorun devreye giriyor: Odaklanamıyorum! Günümü planlasam da odaklanmak her zaman mümkün olmuyor. Buna çözüm olarak kendime sanal bir ortam yaratıyorum: odaklanma playlisti (AnnenMayKantereit’la dolu bi’ tane), odaklanma kupası (kocaman, cam, pandalı ve çay dolu) ve odaklanma battaniyesi (kapüşonu at gözlüğü işlevi görüyor). Bu üçlü bir araya geldiğinde kendimi iş bitene dek kesintisiz çalışmaya şartlıyorum kendimi. Çalışma masamın arkasındaki duvarın dikkatimi dağıtacak her şeyden arındırılmış, bomboş olması da bana iyi geliyor.

  5. Acil durum moduna geçtiğimde beni o sırada rahatlatabilecek en iyi şeyi düşlemek, planlamak motivasyonumu artırıp odaklanmama destek oluyor. Arkadaşlarımla bahçe-mangal-sabahlama gibi görece daha kısa sürede ulaşılabilir bir şey de olabiliyor, birkaç ay sonrası için olsa ne güzel olur dediğim bi’ tatili detaylıca düşünmek de. Eğer iyi çalışırsam bunlara sahip olabilirim gibi bir pazarlığa girişmiyorum asla, yalnızca daha iyi günleri düşlemek uzadıkça uzayan zor günlerde akrebi hızlandırıyor.

  6. Listemdeki bir diğer şey hayatımı devasa bir yorganın altına taşımak. Şöyle: Oldum olası parlak ışıkta rahat edemem, sıcak renkli ampullü bir lambaderi beyaz tepe lambalarına yeğlerim. Kişisel OHAL’im söz konusuysa bu ışık biraz daha söner. Mümkünse yalnızca mum veya gün ışığı gibi doğal ışığın altında vakit geçirmek kendimi daha iyi hissettirir.

Hayatım alarm vermeye başladığında benim hayatta kalma planım en özet hâliyle bu. Duruma has eklemeler çıkarmalar da yapılabilir tabi. Bu planın en keyifli kısmı ortalık sakinleşip plan tedavülden kalktığında arkama bakıp omuzlarımı dolduran nefesi verivermek. Hemen aklıma gelen son yıllardan iki net sahne var böyle hissettiğim. Onlar da başka bir yazının konusu olsun.

p.s. Sizin acil durum planlarınızın olmazsa olmazlarını da yazının altındaki yorumlarda, telefonda veya mailde okumayı çok isterim!

kapak fotoğrafı: Hazal Parlak

Q.E.D.

Creative Commons Atıf-Ticari Olmayan Kullanım-Aynı Şekilde Paylaşım 4.0 Uluslararası Lisans Sözleşmesi