Sürpriz bir şekilde anaokullarının da açılmasıyla normal hayata neredeyse tamamen döndüğüm bu ay, 18 Ocak’ta başlayan ve 5 ay süren upuzun tatilimin resmî sonlanışıyla taçlandı. (Zaten en sevdiğim kitap da 2 Yıl Okul Tatili’dir. :) ) Çocukları o kadar özlemişim, o kadar özlemişim ki normalde zorlanarak uyandığım hafta içi sabahları kahvemi içmiş, çantamı sırtlamış bir şekilde gün yeni yeni ışırken okul yoluna düştüğüm sabahlara dönüştü. Okulların açılışı için en erken Eylül öngörüldüğü için çocuklara sunumsuz yakalandım, çeviri-editörlük işleri için sabahları iki saat de erken kalkmak zorunda kaldım ama ay sonuna kadar her şeyi toparladım, hâle yola koydum, şu an asayiş berkemâl.

Geçen ay evdeki koltuğu satmaya çalışırken Endonezyalı Lili ve Alman eşi Mathew tanışmıştık, bu ay evlerine misafir oldum, bana sıcak kurabiyeler, yumuşacık bir kedi ve dev bir güneş tutulması ikrâm ettiler.

1_fTxR2VirJJKqL29J6egtjA.jpeg

Bu ay bir de Dragon Boat Festivali vardı. Binlerce yıl önce ülkesinin savaşı kaybetmesine dayanamayan bir şair kendini köyündeki nehrin sularına bırakmış. Buna dayanamayan köy halkı balıklar acıkıp şairin bedenini yemeden onu bulabilmek için, mısır yaprağına pirinç sarıp nehre atarak balıkları beslemişler. Bu hüzünlü olay bin yıllardır Zongzi, bir nevî yaprak sarması yenerek ve şair yâd edilerek anılıyormuş.

1_6uLWHTw6hysYWV9jJeAgg.jpeg

Bu ay nereye gittim? Bu ay 22.5 kilometrelik bir yürüyüş rotasına sahip bir dağa tırmandım. En tepeden 3 yıldır bana ev olan adayı seyrettim, en bunaltıcı yaz günlerinde bize dalga dalga serin esintiler taşıyan Pasifik’i doya doya içime çektim. Plajda geçen tembel bir günün ardından Yefan’ın itelemesiyle oflaya puflaya tırmandığım bu dağ günüme sürpriz bir mutlu son oldu.

Ne okudum? Kendi keyfim için okuduğum kitaplar arasında en sevdiğim Tomris Uyar’ın Dizboyu Papatyalar’ı oldu. Kitaba ad olan hikâye beni Ankara’ya, bana havasıyla, insanıyla ve binalarıyla soğuğu öğreten şehre geri götürdü.
“Burası, yavaş yavaş, bin türlü güçlüğe göğüs gererek yetişenlerin, sonra da bu güçlüklerle bir daha karşılaşmamak için ellerinden her geleni yapacakların yurdudur.”

İş için okuduğum kitaplardan en keyif aldığımsa daha önce Where the Wilderness Lives kitabını okuyup bayıldığım Jess Butterworth’un Running on the Roof of the World kitabı oldu. Tibet dağlarından Hindistan’a, Dalai Lama’ya ailesinin ve halkının çektiği sıkıntıları anlatmaya koşan Tash’a en yakın arkadaşı Sam ve iki Tibet öküzü eşlik ediyor. Şu anki Dalai Lama Yefan’ın hemşehrisi olduğundan mıdır, Tibet’le üç yıldır yakinen tanışık oluşumuzdan mıdır bilmem; oldukça egzotik ögelerle süslü bu hikâye bana pek bi’ sıcak geldi.

Ne izledim? Daha önce başlayıp bitirmediğim Gezegenimiz belgesel serisini bitirdim. Her bölümünde gezegenimizin farklı bir coğrafi bölgesindeki doğal hayatı seyrettiğimiz, rengârenk ve her sahnesiyle büyüleyen bir seri Gezegenimiz. Dünya o kadar iç açıcı bir doğaya sahip ve o kadar heyecan verici olaylarla dönüyor ki insan her detayına hayret ediyor.

Bu ay ne yapmadım? Bazı arkadaşlarımın da fark ettiği üzere ay ortası yazısı yaz-a-madım. Okulların açılma sürprizi güç bela oturttuğum programımı alt üst ettiği için bu ay kurban olarak Medium’u seçtim ve geri kalan şeyleri toparlayabilmek için bu ay bir yazıdan vazgeçtim. Sanıyorum hepimizin Haziran’ı 2020 yılının bize ettiklerini toparlamakla geçmiştir.

Önümüzdeki ay bir öncekinden daha güzel geçsin, iyi haberler getireyim, güzel şeyler okuyayım, yeni yerlere gideyim, ay sonunda hep güzel şeylerden bahsedeyim. Bu arada Temmuz yazısını büyük ihtimâlle Xiamen’dan değil Tibet’ten yazıyor olacağım. O zamana kadar herkese iyi Temmuzlar!

Q.E.D.

Creative Commons Atıf-Ticari Olmayan Kullanım-Aynı Şekilde Paylaşım 4.0 Uluslararası Lisans Sözleşmesi