Geçtiğimiz ayları, başımıza gelenleri ve gelebilecekleri düşününce bitmesi için sabırsızlandığım yılı, bu konuda beni hiç üzmeyerek hızlı hızlı geçen günlerle nihayete erdiriyoruz. Kaldı bir ay, bir jurnal, ha gayret! Kasımla hiçbir problemim olmadı, hep kendi halinde, sessiz sakin bir aydı. Bu sene de öyle geçti, aksiyonsuz.

Bu ay artık yavaştan ofise döndüm. Her ne kadar remote çalışmaya alışık ve bu konuda çok da zorlanmayan biri olsam da işe gitmek için hazırlanmanın, yol tepmenin, ofis ortamının çalışma motivasyonunu arttırdığı da kabul etmem gereken bir gerçek. Bir de ofis ‘’asıl İstanbul’da’’, Sirkeci’de olunca işe gitmek için can atmak çok da şaşılacak bir şey olmuyor. Cağaloğlu yokuşunu önce tırmanmak sonra inmek, Ayasofya’ya şöyle bir bakıp ofise girmek, vapur sesleri eşliğinde kahve demlemek beni güne iyi başlatan şeyler. (Evet, hala kendi ülkemde turist gibi hissediyorum.) Öncesindeki korona partisi marmaray-metro yolculuklarına rağmen.

Bu ay nereye gittiğime gelirsek… Yine fazla uzaklaşmadan Yalova’ya, dünya üzerinde en ‘’ev’’ hissettiğim yerlerden birine gittim. Hava yağmurluydu. Zaten Yalova’ya her gidişimde ve her ayrılışımda mutlaka yağmur yağar. Sahil buram buram yosun kokuyordu. Zaten her yağmur yağdığında mutlaka yosun kokar. Ve ikinci gün hava açtı, cümlenin devamını ben yazmadan da okuyabildiniz bence.

Bu ay çok güzel şeyler okudum, hem kendim için hem iş için. Keyfim için okuduklarımdan en ‘’eğlencelisi’’ Topşik’ti. Her ne kadar Pazartesi sabahı herkes haftasonu neler okuduğunu anlatırken kahvemi tazeleyeyim ben deyip sıyrılmak zorunda kalsam da meğer tam da ihtiyacım olan şeymiş Topşik! Öğrenciyken stresli zamanlarda karikatürlere, Fırat kitaplarına dalardım. Sınav öncelerinde annem çikolata-cips doldurduğu bir “moral kutusu” hazırlar gönderirdi Ankara’ya. İçine de mutlaka karikatür kitapları-dergileri koyardı. Hatta Çin’e taşınırken de birkaç dergi sıkıştırdım bavulumun içine. Ama tabi oradan erişimim olmayınca, gündemleri de artık yakalayamayınca yavaş yavaş bıraktım. Şimdi, iş stresiyle boğuştuğum bir zamanda yeniden karikatürlere dalmak çok iyi geldi.

İş için okuduklarımdan bahsedeceğim kitap, şu an yeni yılda sizinle, Türkçede buluşturmak için hazırladığım The Climbers olacak. Bu kitaptan uzun uzun bahsetmek istiyorum. Yolculuk ve ev’li kitaplar hep daha sıcak gelir bana. Bu kitapta da Alma, kendini evinde hissetmediği şehirden ayrılıp ev’ine doğru uzun bir yolculuğa çıkıyor. Yolda kendisi gibi evini arayanlarla, evini bırakmak istemeyenlerle, kendine yeni ev kuranlarla tanışıyor. Ve yolun sonunda evini buluyor, hem de hiç ummadığı kadar yakında. Her şey yolunda giderse, bir ay sonra Türkçede basıldığında buraya bir yere iliştirir, hatırlatırım mutlaka.

Ne izledim… Hepimiz gibi ben de Bir Başkadır’ı izledim, The Crown’ın son sezonunu izledim, geçen ay başladığım Çin dizisine devam ettim… İzledim de izledim. Bunlara ek olarak bir sempozyum izledim (10. Zeynep Cemali Edebiyat Günü), e birkaç da söyleşi. Böyle sıralayınca bu ayımın baya ekranlarla geçtiğini fark ediyorum. Buna rağmen aklım hala izlemediklerimde. Her şeyin böyle çeşitlenip seçeneklenmesi çok güzel olsa da benim bir maruz kalan olarak bir filtrelemeye gitmem lazım. Hem zihin hem göz sağlığım için bu şart.

Önce sizi ukulele maceramla ilgili güncelleyeyim: geçtiğimiz hafta oynama şıkıdım şıkıdım’ı çalmayı öğrendim :D Yılmadan ilerliyorum yeni şarkılara… Sonra geçiyorum bu ay ne yapmadım’a.

Ben bu ay, ve geçtiğimiz 3 ay, geçen 3 senenin ardından ilk defa hiç ekmek, kek, kurabiye yapmadım! Malum Çin şartlarında yenebilir ekmek bulmak imkansız, kek bulmak mümkansız olduğundan her haftasonumuz bütün hafta yetecek kadar ekmek pişirmekle geçiyordu. Normalde bu işleri sevmeme rağmen devamlı bir mecburiyet olunca işin tadı baya bir kaçmıştı. Artık ne kadar yıldıysak, Türkiye’ye döndük döneli üç aydır eve 1 un tanesi bile girmedi. Yaşasın sabah taze ekmek çıkaran fırıncılar ve kremalı kekleri vitrinine dizen renkli pastaneler!

Sonbaharın son ayını böylece bitirip kışa giriş yapıyoruz. Karlı ve mikropsuz bir kış diliyorum hepimize!

Q.E.D.

Creative Commons Atıf-Ticari Olmayan Kullanım-Aynı Şekilde Paylaşım 4.0 Uluslararası Lisans Sözleşmesi