Geç kalmış bir Nisan jurnaliyle herkese merhaba. Sıcak, sımsıcak bir Mayıs günü, güneş tam tepemizde ve bir tutam rüzgar bile esmiyor. Herkes çayını kahvesini aldıysa artık yazıya pinti bir giriş yapıyorum.
Önceki aya nispeten bol bol dışarı çıktığım, kendi kendime pikniklere gittiğim, güneş yanığı olduğum, sevdiklerimle doya doya görüştüğüm güzel bir ay oldu benim için. Türkiye’den ve dünyanın çoğu ülkesinden gelen haberlere göre herkes için sevdikleriyle kavuşma günü yakındır diye umut ediyorum. Hastalık hemen bizi terk eder mi bilmem, ama belli eşik atlandığında yavaş yavaş normalleşmek kaçınılmaz -ve de lazım.

Aa bi’ de çeviri işlerime yeni bir dil katıldı! Yakında Türkçe yayınlanmış bazı çocuk kitapları benim yaptığım, Yefan sponsorluğunda eli yüzü düzgün hale gelen çevirileriyle Çince’de okunacak. Hayırlı olsun alkış demektir. :)

Nisan’da uzuun zaman sonra daha önce gitmediğim bir yere gittim. Yağmurlu bir günde, yıllardır Xiamen’da yaşayan bir arkadaşımla Xiamen’ın Balat’ını, kendini korumuş saklamış arka sokaklarını gezdik. Sokaklarında 1 adet bile kedi köpek yaşamayan bu şehrin duvarları kedilerle bezeli sokaklarında dolaşıp her köşesinden buram buram kokan bir tutam nane sarkan eski bir bahçede oturup egzotik meyve çayları içtik. Her şeyin “bir”leştiği, aynılaştığı bu zamanda farklı bir zamanın estetiğini görmek, evvel zamanın içinden geçmek çok iyi hissettirdi.

Gelelim bu ay okuduğum kitaplara. Kendi keyfim için okuduğum (dinlediğim) kitaplardan en sevdiğim Frederic Gros’un Yürümenin Felsefesi kitabı oldu. Tarih boyunca yürüyerek hayat bulan, yürümenin özüne varan ayakların, mültecilerin, düşünürlerin, göçmenlerin, seyyahların hikayelerinin bir araya geldiği, iki kapak arası hepi topu 192 sayfaya sahip bu kitap, her sabah yatağımızdan kalkıp gece yeniden dönene kadar bilinçsizce yaptığımız bu hareketin başına 1 koyarak ne kadar anlamlı hale gelebileceğinden bahsediyor.

Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır.

1_FXbbXHcSmS1m5Lld0poJJg.png

İş için okuduğum kitaplardan en kalbime dokunansa Jamaica’da bir adada, aylak yaz günlerinde en yakın arkadaşıyla gönlü bozuşan bir kızın hikayesini anlatan ve oldukça şaşırtıcı biten When Life Gives You Mangos kitabı oldu. Eylül 2020’de Amerika’da yayınlanacak bu kitabı umarım Türkçe’de de görürüz.

İzlediklerime gelirsek çocukken hayal meyal izlediğimi hatırladığım, figüranlarının bile ünlü, başarılı oyunculara dönüştüğü, gözlerimin sık sık sahneden kayıp arka plandaki eski İstanbul’u seyre daldığı İkinci Bahar dizisinden bahsetmeliyim. Türkan Şoray’lı, Şener Şen’li bu samimi dizide Ozan Güven’den Ali Atay’a, Özgü Namal’dan Nurgül Yeşilçay’a herkesin 20 yıl önceki çocukluk halleri var.

Bu ay ne yapmadım… Ben bu ay uyumadım. Ocak ortasında başlayıp bir türlü nihayete eremeyen tatil sebebiyle zaten kısalan uykum Ramazan özel yemek düzeniyle iyice azaldı. Zombileşme yolunda hızla ilerliyorum. Mayıs ayından kendim için düzenli ve yeterli uyku diliyorum.

Q.E.D.

Creative Commons Atıf-Ticari Olmayan Kullanım-Aynı Şekilde Paylaşım 4.0 Uluslararası Lisans Sözleşmesi